Chat
Sponsorlarimiz
Ara
BARAK VE BARAK KÜLTÜRÜ
BARAK VE BARAK KÜLTÜRÜ
Karkamış'tan başlayarak batıda Oğuzeli'ne, Kuzeyde Nizip Birecik asfaltına kadar uzanan güneyde Suriye tepeleriyle çevrili geniş düzlüğe Barak Ovası adı verilir. Verimli topraklar ve üzerinde yüzlerce yerleşim alanının yer aldığı bu ova. adını eski bir Türk boyu olan Baraklılar' dan almaktadır.Barak adına Halep Türkmenleri arasında Kanuni devrine ait kayıtlarda rastlanmaktadır. Bu konunun Oğuzların Bayat boyundan geldiği araştırmacılar tarafından kabul edilir.
Anlam olarak Barak çok tüylü köpek anlamına gelirse de Barak boyu için bu ifadeyi kullanmak son derece yanlış olur. Barak sözcük olarak kıllı anlamına gelir ki bu bir nevi önüne gelen ismi niteler. Kısa, uzun, şişman gibi. Barak boyunun Anadolu’nun hangi siyasi ortamında Anadolu’ya geldikleri pek kesinlik kazanmış değildir. Kaynaklarda bu konuda sağlıklı bir bilgi yer almamaktadır. Bilinen husus onların 16. yüz yılda Anadolu’da olduklarıdır. Baraklılar Anadolu’ya Beydilli cemaati ile beraber gelmişlerdir. Osmanlı şer;i sicillerinde ve Padişah Fermanlarında bu boyun adına da 16. Yüzyılın ortalarında rastlanmaktadır. Yani baraklılarda bu tarihler;de Anadolu’da olmalıdırlar. Gerçi onların sözlü tarihlerde bu yüz yılın başını işaret etmektedir.
Sonuç olarak Barak ve Beydilli oymakları Horasanda yaşarlarken siyasi bir tazyik ya da vuku bulan bir kuraklık sonucu 16. Yüzyılın başlarında Anadolu’ya gelmişlerdir. Şu şiir onların Anadolu’ya gelişlerini hikaye etmektedir.
Kalktı sökün etti piri dedeler, Çan çalar mayalar bozlaşır gider. Arap ata binmiş gelinler kızlar, Onlarda hup dilinden söyleşir gider.
Bizim beylerimiz düştüler yola. . Ala gözlerine ben olam köle. Abbasi beşiği, maafe bile Atlarda çöl deyi sızlaşır gider.
Mevcut konumdan daha güzel yere göçmek bile insanda bir burukluk yaratır. Asırlardır yaşanılan yerlerden, yurt tutulan topraklardan kopmak kolay değildir. Ata dede yurdu üzerinde unutulmaz acı tatlı olayların yaşanıldığı yerler hep hatırasında yaşar insanın. Zorunlu, zahmetli, meşakkatli ve sonu görülmeyen bu tür yer değiştirmeler sonraları kuşaktan, kuşağa aktarılır. Türkü olur, şiir olur, öykü ve destan olur. Anlatılanlara bakılırsa bu göçe 84 bin çadır katılmıştır. Sivas, Gemrik, Zile üzerinden Yozgat bölgesine gelinir ve oraya yerleşilir. Sonraları bunlar için yeni il denilen bir iskan bölgesi kurulur ve oraya alınırlar. Barak ve Beydilliler yaşamlarını göçebe ve hayvancılık üzerine kurmuşlardır.
17. Yüz yılın sonlarına doğru daha öncede değindiğimiz gibi devlet yeni bir iskanı uygulamaya koydu. Bunda amaç; konar göçer halkın merkeziyetçi bir devlet nizamı ile bağdaşmayan hayat tarzları yüzünden yerli ve çevre halkına zarar vermelerini önlemek, harap ve boş yerleri imar etmek o günkü anlamda şenlendirmek bu gibi yerleri yeniden tarıma açmak, devleti uğraştıracak unsurlar etkisiz hale getirmek ve bölgelerin sosyal etnik yapısını devlet politikası çerçevesinde değiştirip yeniden düzenlemek için bir dizi iskan hareketine girişildi.
Orta Anadolu’da konar göçer aşiretler hem merkeziyetçi devlet sistemine uymuyorlardı, hem de yerli halka ve onların ekinlerine zarar veriyorlardı. Colap ve Rakka' da ise devlet otoritesi yok denecek kadar sarsılmıştı. Buradaki yerli Arap kabileleri devleti oldukça uğraştırıyorlardı.
Tafsilatı geniş olan nedenler ve olaylar sonucu Başta Beydilli, Baraklar ve daha baş
ka Türk oymakları 17. asrın sonunda kuzey Suriye bölgesine kaydırıldılar. Böylece Beydil
li, Barak ve öteki Türk boylarının güzel günleri sona ermiş, acı ve hüzünlü günler başla
mıştır. İskanın icrasına Kadızade Hüseyin Paşa başlamış ve Yusuf Paşa tamamlamıştır. İs
kan başı Feriz (Firuz) beydir. Uzunca bir yolu ancak uzun ve meşakkat 1er sonucu kâtede-
bilmişlerdir.
Bu kez de kaderlerine bilip bilmedikleri yaban elleri çıkmıştır. Tehlikeli yolculuk ve varacakları yerde tehlikeli düşmanları onları bekliyordu.
Şu şiirde onların bu göç olayını hikaye etmektedir.
Dövülür davullar iniler dağlar, Harbiler çağrışır analar ağlar, Gürleyip Feyhana konduğu çağlar, Şemsettinden ubur etti Beydilli.
Kadıoğlu Yusuf Paşa gelende. Yalan Dünya benim derdi Beydilli, Seksen bin evle Rakka'ya iskan olanda, Tayı muvaliyi kırdı Beydilli.
Şiirde iskana tabi tutulan insan sayısının 80 bin olduğu görülüyor. Ancak bunların yanında 4 bin kişide çalgıcılar grubu (Aptallar) olduğu söylenenler arasındadır. İskan işi büyük bir disiplin ve takip altında yapılır. Devlet geriye kaçışları önlemek için çok sıkı tedbirler almıştır. Serin ve otlağı bol yaylalardan sıcak ve susuz çöl bölgesine gitmenin acı ve burukluğunu şu dörtlük en iyi şekilde yansıtmaktadır.
Uzun yaylalardan konup göçerken, Soğuk sulu badeleri içerken, Al sofraya türlü taam açarken, Seyredin neye vardı halimiz.
Barakların kendi sözlü tarihlerine göre Colab'a sürülme nedenleri civar köylerin kendilerini devlete şikayet etmelerinin yanında, adlarının karıştığı devlete ait bir posta arabasının soyulmasıdır. Bununla ilgili devletin kendileri hakkında verdiği sürgün kararını aşiret ileri gelenleri bir aramaya gelerek müzakere ederler. Tabi bu toplantıda çeşitli görüşler ileri sürülür. İşte bununla ilgili bir dörtlük,
Feriz beyden Muslu beye bir selam, Gelin bu ellerden göçelim dedi. Ali Osman oğluna karşı durulmaz, Vakitken arayı açalım dedi.
Uzun, yorucu ve zahmetli bir yolculuktan sonra devletin denetiminde yeni iskan bölgesine vasıl olunur. Burası artık onlarında deyimiyle bilip bilmedikleri yaban elleridir. Başlarına gelenler ancak düşlerinde bile göremeyecekleri olaylardır. Sıcak çöl ikliminin altında yanık yürekleriyle birlikte şimdi kendileri de yanacaklardı. Acı ve hüzünlü günler onların her şeyini acılı kılacaktır. Yaşantılarını türkülerini ve öykülerini kara gün, kara yazgı ve kara haber onların içlerini karartacaktı. Doğa ile düşman ile devlet ile mücadele onları yaşamdan ve canlarından bıktıracaktı. Kısaca tatsız, tuzsuz bir yaşamın içindelerdi artık. Ne-gergiler kurdukları günler kalmıştı nede soğuk sulu badeleri, Her şeyleri kararmıştı.
Oysa yaşamları iyi, keyifleri yerindeydi, Urum dedikleri Anadolu’da, Anadolu bereket dolu, sevgi ve huzur doluydu onlar için. Yurt olmuştu, vatan olmuştu Anadolu.
Bir ikindi namazı çadırlar yıkıldı, ihtiyarlar atlandı, insanlar, hayvanlar, göç oldu yola. Katarın başına mayanın hası getirildi ve iskan başının işaretiyle yola koyuldular. Bu kez yönlerini güneye çevirmişlerdi. Yollar kat edildi, yaylalar, ovalar dağlar aşıldı. Fırat, bugünkü Carablus' un hemen güneyinden, Şemsettin den geçilerek Colab'a ulaşıldı. Colap ve Rakka Anadolu’nun kuzey Suriye ile kesiştiği nokta. Yağmurun, suyun ve doğa nimetlerinin en az olduğu yer. Öteden beri devletin cezalandırmak istediği toplulukların gönderildiği bir sürgün yeri. Sıcak, susuz, çöl ikliminin hakim olduğu ıssız bucaksız bir yer buralar. İlkel bedevi Arap aşiretlerinin kendilerinden başkasına yaşama hakkı tanımadıkları, devlet otoritesinin bitme noktasında olduğu bölgedir burası.
Baraklılar buralara daha önce belirlenen esas üzerine bir düzen içinde yerleştirilirler. İskan başı Feriz Bey buralarda yaşanılmayacağım anlayınca oymağın kalabalık bir kısmıyla Aceme yani İran a geçer. Beydillinin diğer obaları, Baraklar ve öteki Türk toplulukları 19. Yüz yıla kadar Rakka' da kalırlar. Kendilerini, tehlikeli düşmanları Arap boylarına kabul ettirirler. Ancak burada da meydana gelen bir kervan soygunundan yine onlar sorumlu tutulur. Bu kez de devletin takibine maruz kalırlar. Halep Valisi Abbas Paşa bunların üzerine yürüyerek Colab'ı dağıtır. Abbas Paşa'ya yenilen Beğdilli, Barak ve diğer oymaklar Cola-bı terk ederek dağılırlar. Rakka' dan ayrılan Beydilli’lerin önemli bir kısmı Gaziantep'in güneyine Sacur suyu ve Oğuzeli civarına yerleşirler. Ancak Lozan sınır antlaşmasıyla bu boyun bir çok oba ve köyleri sınırlarımız dışında Suriye de kalmıştır. Baraklara gelince onlarda yazımızın başında sınırlarını belirttiğimiz topraklara yerleştiler ve buraya kendi adlarını verdiler. Buralar ondan sonra Barak Ovası olarak anılmaya başlandı. Fırat’tan Oğuzeli, kuzeyde Nizip dahil bu geniş topraklar üzerinde yaşayan Baraklar kendi töre, gelenek, örf ve adetlerinin sentezi olan kültürlerini de günümüze kadar korumuşlardır.
Sonuç olarak şunu diyebiliriz. Karkamış ve Barak ikisi de zenginliklerin yatağıdır. Birincisi tarihin, diğeri bereketin ve kültürün. Bu nedenle her ikisi de araştırmacıların ilgi alanı olmuştur. Bir çok tarihi değerler, belgeler ile Türkmenlerin birçok töre ve adetleri buralarda araştırılmıştır. Diyebiliriz ki tarih ve kültür iç içedir bu yerlerde. Bizlere düşen görev bu değerleri araştırmak ve değerlendirmek, aynı zamanda korumaktır. Türkiye bu değerlerle dopdoludur. Yeter ki onlar tarihin karanlığından gün ışığına çıkartılabilsin. Ancak her tarihi değer kendime kanında değerini bulur. Bu kural dünyaca geçerliliğini giderek artırmaktadır. Bir zamanlar Karkamış’tan kaçırılan, yağmalanan tarihi değerlerin yeri Louv-re ve British müzeleri olmamalıdır. Evet onlar kendi mekanlarında daha değer anlam ifade etmektedirler, işte Karkamış'tan kaçırılan bu tarihi değerlerin iadesi de insanlığa saygının ifadesidir. Bilelim ki tarih; insan zaman ve bir mekan içinde olur. Bu üç unsur tarihi olguların oluşum halkasıdır. O aynı zamanda insanlığın ortak ürünüdür. Bu nedenle tarih yağmacılığına son verilmelidir.
İ şte bu tanıtım kitapçığı içinde dünü, bugünü ve özelikleriyle tanıtmaya çalıştığımız Karkamış ve onun bir parçası olan Barak, bu zenginlikler ve özeliklerle doludur. Tarihin, bereketiyle kültürün simgeleştiği yerler buralar. GAP kapsamı içinde yer alan bu yöre ileriki yıllarda ekonomik ve sosyal yapı bakımından daha da ileri noktalara gelecektir. Başaklar bire on yerine 4050 verecek, fıstık, cumbasında daha da kırmızılaşacak ve toprak şaka şaka yarılmayacak susuzluktan. Mavi göğün altında yeşil bir ova uzanacak Fırat’tan taa Kilis'e dek. Harran’dan Elbeyli ve Oğuzeli ovalarıyla bir yeşilin uzantısı gibi. Boz kanatlı üveyikler uçuşacak göklerinde. Ve bakir Barak topraklarından bereket fışkıracak.

Joined: 2007-12-17